RAYDAN Notlar-6: ADIM ADIM İNŞA EDİLMEK
Elektroniğin Abisinden Detay Öğrenmek
Elektronik Atölyesinde çalışırken atölyeye İTÜ mezunu elektronik mühendisi başladı. Bizden 10 yaş büyük olduğu için ona " N. Abi" diyorduk. Bobin, kondansatör, transistör ve elektronik sistemleri detaylı olarak biliyor; işin teorik kısımlarına da oldukça hakim görüyordu. Artık atölyede ona yardım ediyor ve ondan öğrenmeye çalışıyordum. Ara sıra fırça atıyordu ama olsun, abimizdi; hiç alınmıyorduk. Hamsiköy'lü Hasan Usta da pratik işlerde bize yardımcı oluyordu. Bir şeyler yapıyor olsak da mühendis olarak çok tatmin olduğumu söyleyemezdim.
Yılanların Kovaladığı Mühendis
Bir süre sonra görevlendirmemiz Bozüyük Şantiyesine çıktı. Hatlarda elektrifikasyon yapılmasıyla birlikte sinyal kabloları yere alınıyor, ray devreleri hatta değişiyordu. Bozüyük şantiyesinde, istasyonun bir tren yoluna park edilmiş ve bu amaçla modifiye edilmiş bir vagonda kalıyorduk. Vagonda yatakhane, ofis ve atölye bölümleri vardı. Sabahleyin saat 09.00’dan hemen sonra yan taraftaki çay bahçesinden yükselen Müzeyyen Senar şarkıları, şayet sahaya çıkmamış isek ortama neşe katıyordu.
Bozüyük Şantiyesinden sonra, ocak ayında Çerkezköy şantiyesinde görevlendirildik. Kışı çok soğuk, yazı ise çok sıcaktı. Edirne sınır kapısına kadar, hattın çalışma olan alanlarındaki faaliyetleri kontrol ediyorduk. Müteahhidin açtığı kanalların derinliği, atılan kumun miktarı gibi hususları incelemek için kablo kanalları boyunca yürüdüğümüzde sık sık yılanlarla karşılaşıyorduk. Güneşli bir havada tren yolunun ortasından yürürken, kıvrılıp balastların üzerinde yatan bir yılanı kaçırmak için ona taş atmıştım. Hayvancağız kaçmak için bizim yöne doğru gelmeye başlayınca tabana kuvvet ricat etmiştik. Bir başka sefer ise Seyitler istasyonuna yakın bir hat üzerinde, bir köpeğin bize doğru koşmaya başlaması üzerine sinyal direğine tırmanarak ancak kurtulabilmiştik.
İş Ahlakı ve Altyapının Görünmeyen Yüzü
Burada "müteahhit" olgusu ile ilk defa karşılaşmıştım. Toprağa kazılan kablo kanallarının belirli bir şartnamesi vardı: Ne kadar derin olacağı, kablonun altına ve üstüne ne kadar kum serileceği gibi detaylar burada yer alırdı. Örneğin kablo tabanına 10 cm kum serileceği dendiği halde, çoğu kez kumun 1-2 cm ile geçiştirildiğini görürdük. Uyardığımızda suçu işçilere atarlar ve durumu düzeltirlerdi. Ama elbet her metresini kontrol etme imkanımız yoktu. Altyapılarımızın ömrünün niçin kısa olduğunu ve arızaların neden kaynaklandığını sonradan daha iyi anlamıştım.
İş ahlakı her şeyin başıydı. Vedat diye teknisyen bir arkadaş vardı; onunla bu konularda çok hassas davranırdık. Şantiyelerde elektronik anlamında yeni bir şey öğrenemiyor olsak da sistemin genelini görüyor, hattı tanıyor ve en önemlisi işçileri yönetmeyi öğreniyorduk.
Yönetim Tarzı ve Mentörlük Eksikliği
Konaklamalı şantiye gibi yerlerde, hayat tarzlarının ilişki yönetimi açısından son derece önemli olduğunu gördüm. İşçilere sert davranan yöneticilerin aksine, belki biraz da genç olmamızın etkisi onlara yumuşak davranırdım. Ama zaman zaman bu iyi niyetli davranışın maalesef suistimal edildiğine de şahit olurdum. Zamanla ekibi yönetmek için davranış şeklini doğru ayarlamak gerektiğini öğrenmiş olduk. Fakat bazı yöneticilerin yaptığı gibi hiçbir zaman işçilere galiz ve kötü bir söz söylemedim, öyle konuşmadım.
Geriye dönüp baktığımda; keşke yeni bir çalışan olarak her şeyi deneme yanılma yoluyla değil de, bize atanan bir mentor yönetici eşliğinde öğrenseydik diyorum. Üniversiteden yeni mezun olmuş, işe yeni başlamış bir mühendise şantiye hayatını, davranış kalıplarını ve ekibi çalıştırmayı anlatıp yetişmemize katkıda bulunsalardı ne iyi olurdu. Kurum ve şirketlerde maalesef mentorluk/lalalık sistemi hala yeterince gelişmiş değil; bu yüzden zaman zaman başımızı gözümüzü yara yara öğrenmek zorunda kalıyoruz.
Yeni Bir Arayış: Öğretmenlik Deneyimi
Çerkezköy şantiyesinden sonra tekrar elektronik atölyesine geri çekilmiştim. N.Abi ile birlikte çalışıyor; onun dizayn ettiği arama devresi ve telefon sisteminde kendisine yardımcı olurken yeni şeyler öğrenmeye devam ediyordum. Fakat TCDD’deki işimden tam anlamıyla tatmin olamıyordum ve yeni bir arayışa girmiştim. Hayatı daha anlamlı kılmak adına çocuklarla, gençlerle uğraşmam gerektiğine karar verdim.
Endüstri Meslek Liselerinde öğretmenlik yapabilmek için gerekli sürece girdim ve sınavı kazandım. Tayinim nihai olarak Şişli Motor Meslek Lisesine elektronik öğretmeni olarak çıktı. Fakat ailemin karşı çıkışı ve nihayetinde benim de oluşan gönülsüzlüğüm sebebiyle o dönem öğretmenlikten vazgeçtim. Kader işte... 1992 yılında askerliğimi 8 ay boyunca Erzurum Atatürk Endüstri Meslek Lisesinde öğretmen olarak yapacak; böylece öğretmenliğin ve eğitim sisteminin artı ve eksi yönleriyle yakından tanışacaktım.
Eğitim Sisteminin Çelişkileri ve "Miş" Gibi Yapmak
O dönem, şartsız sınıf geçme kurullarının olduğu bir dönemdi. Sene sonu bütünleme sınavlarına gözlemci olarak katılmış, okulu bitirip artık "teknisyen" unvanı alacak çocukların bilgi açısından içler acısı durumunu bizzat görmüştüm. Öğretmenler, "Çocukları biz geçirmiş olalım" diyerek en basit soruları soruyor ama yine de cevap alamıyorlardı. Elektronik veya elektrik teknisyeni olacak birçok öğrencinin, "Akım nasıl ölçülür?" gibi en temel bir soruyu bile bilememesi çok garibime gitmiş ve beni çok üzmüştü. Yazık oluyordu çocuklara.
Bu motivasyonla derslere daha sıkı sarılarak başladım. Erzurum ile Rize sınır olduğu, yaylalarımızın bazıları komşu olduğu için "Dadaşlara" özel bir sevgi besliyordum; onlara mutlaka bir şeyler öğretmeliydim. Atatürk Endüstri Meslek Lisesi ile Atatürk Anadolu Teknik Lisesinde derslere giriyordum. Endüstri Meslek Lisesinde sınıflar 50’şer kişilikti; çocuklar hallerinden bıkmıştı ve son sınıf öğrencileriyle benim aramda sadece birkaç yaş fark vardı.
Her yıl değişen sınıf geçme sistemi ve şartsız sınıf geçme kararları, öğretmenlerin tüm yetkisini ortadan kaldırmıştı. Çocuklar okula zorunlu geliyor, "Dersleri nasıl olsa geçeceğiz" düşüncesiyle dinlemiyorlardı. Ben dersleri ciddiye alınca bölüm şefinin bana, "Hocam bunları zaten geçireceğiz, moralini bozma" demesi gibi, bu sınıflarda ders anlatmak bazen gerçekten bir işkenceye dönüşüyordu.
"Hayatımda En Çok Ders Çalıştığım Dönemdi"
Bu dönemi hayatımda en çok ders çalıştığım dönem olarak hatırlarım. Akşamları yarın vereceğim derse çalışır, konuyu nasıl anlatacağımı kafamda kurgular, elektronik devreleri daha iyi aktarabilmek için üzerinden defalarca geçerdim. Amacım çocuklara gerçekten bir şey öğretmekti. Fakat 50 kişilik sınıflarda tahtaya bir şeyler çizmeye başladığınızda arka tarafta konuşmalar başlar, tüm konsantrasyonunuzu kaybederdiniz. Yüzlerine bakarak anlattığınızda bile öğrencinin sizi dinlemediğini anlar, boşa konuşmanın işkenceyi andıran durumu yaşardınız.
Bir gün öğrencilerin defterlerine baktığımda, bazı öğretmenlerin ders kitabında ne varsa satır satır deftere yazdırdıklarını görmüştüm. Çocuklara "Bu nedir?" diye sorduğumda: "Hocamız derste söylüyor, biz yazıyoruz. Buradan sözlü notu veriyor" demişlerdi. Hayretler içinde kalmış ve içimden o öğretmenleri kınamıştım. Zaten kitapta olan bilgileri aynen yazdırmak neyin nesiydi?
Aslında bu bir nevi tecrübeydi; sınıfı 40 dakika boyunca sakin tutmanın bir yöntemiydi. Elleri işleyenin ağzı susuyor, bu arada yazarken belki biraz da öğreniyorlardı. Mezun olurken akım ölçmeyi belki yine bilmiyorlardı ama ders saati öğretmen için sorunsuz geçiyordu. Peki kabahat kimdeydi? Bence öğretmeni çaresiz bırakan, eğitimi "MİŞ" gibi yaptıran sistemdeydi. Öğretmenler kendilerince çaresizce bir çözüm üretmişlerdi. Maalesef o günden beri öğretmen öğrenci ilişkileri bakımdan toplumsal yapı daha iyiye gitmedi..
Halbuki Anadolu Teknik Lisesi tamamen farklıydı. Sınıflar 25 kişilikti ve çocuklar seçilerek alınmıştı. Gözlerinizin içine bakıyor, sürekli sorular soruyorlardı. O sınıflarda ders anlatmak, hayatın en güzel zevklerindendi. Böylelikle içimde ukde olan ve bu sebeple TCDD’den istifa etme aşamasına geldiğim öğretmenlik mesleğini 8 ay da olsa tadabilmiş oldum.
Yöneticilik Kabiliyeti Kazanmak
Öğretmenliğim sırasında Erzurum Abdurrahman Gazi Vakfı'nın yurt yöneticiliğini de gayri resmi olarak yürüttüm. Şunu açıkça söylemeliyim ki; bu iki önemli olay (öğretmenlik ve yurt yöneticiliği) bana zor kişilerle başa çıkma, kalabalık kitleleri yönetme ve yöneticilik kabiliyeti kazandırdı. Askerlikte öğretmenlik görevinin çıkması da, yurt yöneticiliği deneyimi de benim için büyük bir lütuftu; şükürler olsun.
Şantiye ve askerlikteki öğretmenlik dönemlerim bittikten sonra tekrar TCDD’ye döndüm. Bu arada TCDD’de mecburi hizmet süresi kısaltılmış, dolayısıyla tazminat yükümlülüğümüz de ortadan kalkmıştı. Artık kendi kendime soruyordum: "Acaba benim için buradan terhis olma zamanı gelmiş miydi?"
Bu Yazıdan Genç Yöneticilere Tavsiyeler
Yaşadığım bu deneyimlerden yola çıkarak, kariyerinin başındaki genç yöneticilere birkaç tavsiyede bulunmak isterim:
- Ekibi yönetirken zulmetmeyiniz: Disiplin başka bir şeydir, mobbing (psikolojik şiddet) başka bir şeydir. Empati yapın. Birlikte çalıştığınız insanların da bir sosyal çevresi, ailesi, çocukları ve her şeyden önemlisi bir onuru vardır. Onların onurunu kıracak davranışlardan kesinlikle uzak durun. Şantiye gibi ortamlarda bazen küfürlü ifadelerin korku yaratarak işi daha iyi yaptırdığı düşünülse de, siz zor olanı seçin. "Hepimiz Adem’in çocuklarıyız" diyerek kararlı, disiplinli ve empatik bir yönetim tarzı geliştirin. Bu konuda yazılmış yönetim kitaplarından faydalanın. Size yapılmasını istemediğiniz bir şeyi, asla başkasına yapmayın.
- Sorumluluk Alın: Geçen her gün ömürden gitmektedir. Karşılığında ek bir ücret olmasa bile, yöneticilik vasıflarınızı geliştirecek sorumlulukları kabul etmekten çekinmeyin. Unutmayın ki her zorluktan sonra bir kolaylık gelir ve sizi bulur. Bu sayede kendinizi sadece teknik alanda değil, yönetsel yetkinliklerde de geliştirmiş olursunuz. Kendinize yatırım yapın.
- Çalışma Alanı Değişiminde Araştırmacı Olun: Mesleki kulvar değiştirmek istediğinizde derinlemesine araştırmacı olun. Bir avukat arkadaşımın güzel bir ifadesiyle: "Amerikan dizilerinde görüp, mahkemede nutuk atan avukatlara özenilerek avukat olunmaz." Bir işin her zaman gerçeğini, sahadaki yüzünü bizzat görerek karar vermek ve işin uzmanlarına danışmak gerekir.




Yorumlar
Yorum Gönder